RUHSAL HASTALIKLARDA DAMGALAMA

Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi  Sağlık Bilimleri Fakültesi tarafından 15 Temmuz Şehitler Amfisi’nde “Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM) Damgalama Eğitimi” verildi. 

Programda Osmaniye Devlet Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Şemsi Soner, amaçlarının damgalanmanın önüne geçmek olduğunu, ruhsal hastalıklarda ön yargıyı kırabilmek olduğunu belirtti. 

Öğrencilerin sorularının da yanıtlandığı program Üniversite Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Coşkun Özalp,  Osmaniye Devlet Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Şemsi Soner’e teşekkür belgesi takdimi ile sona erdi. OKÜ basın

RUHSAL HASTALIKLARDA DAMGALAMA

S.B.Ü. Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Uzmanı  Uz. Dr. Handan NEZE’nin konuyla ilgili makalesi şöyle:

Damga (Stigma) “yara, iz, işaret” sözlük anlamında olmakla beraber, geçmişte ve günümüzde “kara leke, yüz kızartıcı işaret ve normal dışı olmak” anlamında kullanılmaktadır. Damgalama (stigmatizasyon) ise toplumun “normal” saydığı ölçülerin dışında kalması nedeniyle kişinin toplumca değersizleştirilmesi ve genel olarak kötülenmesi olarak tanımlanır. Günümüzde ruhsal hastalıkları olan bireyler için damgalama ve ayrımcılık tüm dünya genelinde ne yazık ki devam etmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 2001 yılında yayınladığı rapora göre tüm dünya nüfusunun %25’i yaşamlarının bir döneminde ruhsal hastalıktan etkilenmektedir. Bu yüksek yaygınlığa karşın tedavi arayış oranları aynı düzeyde değildir. Bunda damgalanma korkusunun büyük rolü vardır.

Avrupa ve Amerika’da yapılan çalışmalarda ruhsal hastalığı olanların %52 ile %74’nün tedavi almadıkları saptanmıştır. Hastaların tedaviye geç ulaşmaları sorunun daha problematik hale gelmesine neden olur.

Damgalamanın temelinde zarar görme korkusu yatar. Toplumun çoğunluğu ruhsal hastalığı olan kişileri korkutucu, öngörülemez ve tuhaf olarak algılar. Böylece bu kişilerden uzak durma, ayrımcılık, dışlama ve beğenilmeme gibi sonuçlar ortaya çıkar. Halbuki sanılanın aksine ruhsal hastalıklarda etrafa zarar verici davranış nadirdir. Ancak medyada yapılan haberler böyle bir algının artmasına neden olmaktadır.

Ruhsal hastalıklar dışında mevcut tedaviler içinde bir ön yargı söz konusudur. Psikiyatrik ilaçların bağımlılık yaptıkları, günlük hayatı aksatacak şekilde uyuşukluğa neden oldukları ve kesin bir tedavi yöntemi olmaktan çok sadece belirti giderdikleri yönündeki düşünceler de damgalamada rol alan önyargılardır. Toplumun bu hastalıkları daha çok “psikolojik zayıflık” olarak görme eğiliminde olduğu, bu nedenle ilaç tedavisine olumsuz yaklaştıkları bilinmektedir. Psikiyatrik hastalıklar zayıflık değildir, hastalıktır. Tedavi edilebilir. Tedavi için kullanılan ilaçlar doktor kontrolünde kullanıldıkları sürece bağımlılık yapmaz.

 Ruhsal hastalıkların topluma yeniden kazandırılması ve işlevsellik kayıplarının azaltılabilmesi ancak toplumun ruhsal hastalıklara bakışı yani damgalama düzeylerinin değişimi ile ilişkilidir.

Hastalığın olası sonuçları ile uğraşan hasta bir yandan da damgalamanın sonuçları ile boğuşmaktadır. Damgalama sadece tedavi süreçlerini etkilemekle kalmayıp aynı zamanda hastanın sosyal ilişkilerine de zarar verir. Hasta ve hasta yakınlarının hayatına sosyal, mesleki, ekonomik ve psikolojik boyutta pek çok sorun eklenir ve kişilerin yaşam kalitesi azalır. Bu nedenle damgalamayı önleme çalışmaları son derece önemlidir. Toplumun ruhsal bozukluklara yönelik bilgi ve empatisinin arttırılması, mevcut olumsuz tutum ve davranışların olumlu yönde değiştirilmesi gerekmektedir. Damgalama ile mücadele hastalığın tedavisi kadar önemli ve etkilidir, hasta ve hasta yakınlarının yaşam kalitesini arttırır.

https://kosuyolueah.saglik.gov.tr/